17 Haziran DÜNYA ÇÖLLEŞME VE KURAKLIKLA MÜCADELE GÜNÜ

/ 17 Haziran 2020 / / yorumsuz
17 Haziran DÜNYA ÇÖLLEŞME VE KURAKLIKLA MÜCADELE GÜNÜ

Edirne Babaeski duble yol yapımı yonca buğday tarlası, 2011, Fotoğraf: G.Çiğdem

Dünyadaki 35 milyon km3 tatlı suyun yalnızca % 0,3’ü ekosistem ve insani tüketimi için uygun olan tatlı su kaynaklarından oluşmaktadır. Ülkemizde ise toplam 95 milyar m3 yüzey suyundan %9 oranında yararlanılmakta olup, bunun %79’u tarımsal sulama için, %14’ü içme suyu olarak, %10’u ise endüstriyel faaliyetlerde tüketilmektedir. Türkiye, sanılanın tam tersine su kıtlığı sınırında bir ülkedir. Türkiye’nin ihtiyaç duyacağı su miktarının, gelecek 25 yılda günümüz su tüketiminin 3 katı olacağı düşünülmektedir. Türkiye’de kişi başına kullanılabilir su miktarı yıllık 1.300 m3 (günde yaklaşık 216 litre)’tür. İklimsel koşulların değişmeyeceği düşünülse bile, sadece nüfus artışı ile 2050 yılında Türkiye’de kişi başına düşen su miktarının yılda 1.200 m3 civarında olması beklenmektedir. Yani ikliminin değiştiği ve nüfusunun hızla arttığı düşünülecek olursa, Türkiye 2050 yılında su fakiri bir ülke olacaktır.

Kuraklık yeryüzündeki doğal su varlığının, belirli bir zaman içerisinde ve bölgesel boyutta, uzun müddet normalin altında kalması sonucunda meydana gelen su açığıdır. Çöl, yüksek günlük sıcaklık farkları, büyük değiskenlik gösteren cok düşük yağıs miktarları (yıllık ortalama 250 mm’nin aşağısında) ve zayıf bitki örtüsüyle bilinen çok kurak arazi ya da biyomlara verilen isimdir. Çölleşme ise, biyolojik ve ekonomik anlamda üretken olan bir sahanın daha az üretken olması ile sonuçlanan ekolojik bozulma sürecidir. Çölleşme, kurak ve az yağışlı yerlerde, doğal etkenler ve insan faaliyetleri sebebiyle toprak yapısının bozulması ve toprağın verimsizleşmesi şeklinde de tanımlanabilir. Kuraklığın oluşmasında denize olan uzaklık yani karasallık önemli derecede rol oynamaktadır.

Çölleşme aynı zamanda, çevre kirlilikleri, enerji sorunları, doğal kaynakların yanlış ve geri dönüşümsüz şekilde kullanımları, aşırı nüfus artışı vb. bazı sorunlarla da alakalıdır. Yanlış arazi kullanımı, yanlış sulama tekniklerinin uygulanması, tarımda pestisit kullanımlarının önüne geçilememesi, aşırı otlatma, ormanların tahribi vb. insan kaynaklı sorunlar, gelecekteki çölleşme riskini her geçen gün daha da yükseltmektedir. Bu durumda, geri dönülmez bir konuma gelinmeden önce, konuyla ilgili acil önlemlerin alınması şarttır. Doğru tarım uygulamalarının teşviki, su kaynaklarının kaybının ve toprak tuzlanmasının önlenerek kuraklık etkilerinin azaltılması, ağaçlandırmanın teşviki ve orman yangınlarının önlenmesi, erozyon ve kumul birikimleriyle mücadele edilmesi ve son olarak da bilhassa halkın konuya yönelik bilincinin artırılması çölleşmenin önlenmesi için alınabilecek önlemlerdir.

2015 verilerine göre Dünyada 110 ülkede yaşayan 1,2 milyar insan ve 4 milyar hektardan fazla arazi çölleşme tehdidiyle karşı karşıyadır. Çölleşmenin olumsuz etkilerinin en çok hissedildiği alanlar Kuzey Afrika, Ortadoğu ülkeleri, Avustralya, Akdeniz, Güney Batı Çin ve Güney Amerika’nın batı kesimleridir. Türkiye’nin çoğunlukla İç Anadolu Bozkırının yayılış gösterdiği sahaları kapsayan kurak ve yarı kurak kesimlerinde, çölleşmenin etkileri daha fazla görülmektedir. 2013 verilerine göre – ki şu anda durum daha da kötüye gitmektedir- İç Anadolu bozkırlarına komşu olan Çankırı, Çorum, Sivas, Uşak, Afyon, Burdur, Denizli, Manisa vb. iller ise ileriki dönemlerde yarı kurak alanlar kapsamına girebilecektir. 2015 yılı itibariyle Türkiye arazilerinin %12,7’si zayıf, %53,2’ü orta, %25,5’i ise yüksek çölleşme risk grubunda yer almakta olup, %8,6’sı ise diğer alanlara dahildir. Sonuç olarak, Ülkemizde var olan su ve arazi kaynakları daha etkili, akılcı ve ekonomik yönetilmeli, ormanlar korunmalı; toprakta biyolojik üretkenlik ve çeşitlilik ile bitki örtüsündeki değişiklikler vb. çölleşmenin başlıca göstergeleri izlenmeli ve kuraklık öngörü sistemleri oluşturulmalıdır. Gelecekteki daha sıcak ve kurak şartlar düşünülerek, daha kurakçıl ve sıcak iklimsel şartlara uygun tarımsal bitki çeşitleri belirlenmelidir. Sürdürülebilir tarım ve ormancılık ilkeleri uygulanmalı; tarım ve orman arazilerinin amaç dışı ve yanlış kullanımları engellenmelidir. Elbette daha fazla geç olmadan…

Etiketler
Prof.Dr. Arzu CANSARAN

Amasya Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Öğretim Görevlisi