BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARIMIZA DOĞA DOSTU KENTLER İÇİN ÖNERİLER

/ 28 Mart 2019 / / yorumsuz
BELEDİYE BAŞKAN ADAYLARIMIZA DOĞA DOSTU KENTLER İÇİN ÖNERİLER

Sağlıklı ve yaşanabilir kentler ancak doğayla bütünleşmekle olabilir. Kendi doğası ve ekosistemi ile barışık bir kent istihdam yaratılmasına ve adaletli gelir dağılımına büyük oranda hizmet edebilir. Doğa ve Sürdürülebilirlik Derneği olarak kentlerimizin çevre sorunlarının azaltılması, doğal kaynaklarımızın korunması, gıda güvenliğinin sağlanması, iklim değişikliğine adaptasyonu yüksek ve afet riskleri azaltılmış kentler için Belediye Başkan adaylarımıza bazı öneriler hazırladık.

Kentinizin biyolojik, doğal ve kültürel çeşitliliği hakkında bilgi sahibi olmalısınız. Ülkemiz üç kıtanın vitrini olarak çok zengin biyolojik ve kültürel çeşitliliğe sahiptir. Ancak böyle bir çeşitliliğin korunması ve yönetimi büyük özen ve bilgi gerektirir. Biyolojik zenginliklerimiz kentinize sürdürülebilir istihdam alanları yaratabilecek önemli bir kazançtır. Bu zenginlikleri doğru yöntemlerle değerlendirerek eko-turizm ve doğal ürün pazarları ile kentinizde uzun dönemli ve doğa dostu istihdam alanları yaratabilirsiniz. Şehir parklarının, refüjlerin, yol kenarlarının peyzajı için de yine kentinizin biyolojik zenginliklerini ve çeşitliliğini kullanmalısınız. Bu sayede hem ülkemizin gen kaynaklarının korunmasına hem de yine yerel istihdama katkı sağlayabilirsiniz. Kentinizdeki anıt ağaçları ve büyük ağaçları korumalısınız. Ormanların kesilmesine asla izin vermemelisiniz. Fidan dikmek asla orman varlığımızın korunmasının karşılığı olamaz. Orman ekosistemi hem kent sağlığının hem de gelecek nesillerin doğal sermayesidir. Kentinizde botanik bahçeleri, arboretumlar, doğa müzeleri ve gen bankaları gibi bilimsel ve eğitim amaçlı projeleriniz olmalıdır. Bu tür parklar ve yapılar hem turizm hem de doğa eğitimi açısından büyük önem taşımaktadır.

Korunan alanlar şehir parkları değildir. Kentinizde yanlış yönetimler nedeniyle yok olan yeşil alanları korunan alanları parka dönüştürerek telafi etmek çok yanlış bir uygulamadır. Korunan alanlar şehrinizin yaşam destek sistemleridir. Temiz su kaynakları, temiz hava, doğal kaynakların ve biyolojik çeşitliliğin korunması korunan alanların ekosistem bütünlüğünün korunmasına ve doğru yönetimiyle sağlanabilir. Bu nedenle kentinizde bulunan korunan alanların uzun devreli gelişme planlarının kurallarına tam olarak riayet edilmesi gerekmektedir. Korunan alanların yanı sıra şehrinizdeki temiz hava ve su kaynaklarını besleyen doğal alanların korunmasına özen gösterilmelidir. Bu alanları imar alanları veya şehir parkları olarak değil gelecek nesillerin sigortası olarak görmelisiniz. Mümkün olduğunca bu alanları doğal alanlar olarak korumaya almalısınız. Böyle alanların yönetim planlarını konunun uzmanlarıyla birlikte hazırlamalısınız.

Şehir parklarını da doğal süreç ve döngüleri koruyacak şekilde yönetmelisiniz. Mevcut şehir parklarınızı doğa dostu parklara dönüştürmelisiniz. Yeni düzenlenecek şehir parklarını sağlıklı doğa parkları olarak planlamalısınız. Parklarda kentinizin ekolojisine uygun ağaç ve çalı türleri kullanarak peyzaj uygulamaları yapabilirsiniz. Doğal çiçek alanları ayırmalısınız. Bir parkta her yeri çimle kaplamak sağlıklı değildir. Doğal çiçek alanları kelebekler ve arılar gibi faydalı böceklerin sayesinde tozlaşma ve zararlı böceklerin kontrolünde önemli rol oynar. Çocuklara sağlıklı ve onların hayal gücüne hitap eden oyun alanları ayırmalısınız. Doğal parklarda bitki atıklarını gübreye dönüştürebileceğiniz ekolojik çözümler üretebilirsiniz. Bu parklarda keçiler, tavşanlar gibi çiftlik hayvanlarından parkın yönetiminde faydalanabilirsiniz. Güneş enerji parkın bütün enerjisini sağlamalıdır.

Kentinizde atık yönetimine hem kent sağlığı hem de ekonomik bir alan olarak bakmalı ve iyi bir atık yönetim planı hazırlamasınız. Atıkların yönetiminde tüm paydaşlarla birlikte hareket etmek, uygulanabilir ve yönetilebilir çalışmalar yapılmasına katkı sağlayabilir. Plastik atıklar ve mikroplastikler hem sucul ekosistemleri hem de denizlerimizi yok etmektedir. Şehrinizde plastik atıkların azaltılması ve kontrolü için özel projelere destek vermelisiniz. Atıkların toplanması, ayrıştırılması, değerlendirilmesi ve bertarafı, atık suların arıtılması ve atıklardan enerji elde edilmesi gibi konular istihdama katkı sağlayabilir. Bu nedenle bu konularda yenilikçi projelere destek vermelisiniz. Özellikle çevre dostu yenilikçi yöntemler kent için büyük fırsatlar sunabilir. Örneğin organik atıklardan gübre elde edilmesi kimyasal gübrelerle aşırı tuzlanmış topraklarımızın beslenmesi için bir kaynak oluşturabilir. Atık suların ve tüm atıkların sonuç olarak doğamıza girdiğini, içtiğimiz suyu, gıdamızı temin ettiğimiz toprağımızı ve soluduğumuz havamızı kirlettiğini unutmamalıyız.

Kentinizde bulunan sokak hayvanları için merkezler kurmalısınız. Sokak hayvanlarının bakımı, sahiplendirilmesi ve aşılanması konularında veteriner hizmetlerine özel önem verilmelidir. Sokak hayvanlarının ormanlarda başıboş bırakılması önlenmelidir. Şehir parklarının güvenliğinde sokak köpeklerinden faydalanılabilir. Bu parklarda çocuklarla hayvanların kaynaşması için güzel bir uygulama olabilir.

Şehirlerde aşırı betonlaşma, toprak ve doğal alanların azalması hem karbon salınımını artırmakta hem de iklim değişikliğine adaptasyonu zorlaştırarak afet risklerini artırmaktadır. Şehirden geçen nehirlerin beton kanallar içine hapsedilmesi de afet risklerini artırmaktadır. İklim değişikliği kaçınılmaz bir şekilde kentlerimizi böcek istilaları, seller ve aşırı kuraklık gibi sorunlarla karşı karşıya getirebilecektir. Bu nedenle iklim değişikliği ile ilgili olarak kentinizde konunun uzmanlarıyla bir eylem planı hazırlamalı ve uygulamaya koymalısınız. İklim değişikliği ile ilgili mücadelenin en temel kuralı doğayla bütünleşmektir. Ekosistemlerin rolü ve bütünlüğünün korunması bu eylem planlarının temel ilkesi olmalıdır. Korumak mücadele etmekten daha ekonomik ve sürdürülebilir bir yoldur.

Artan nüfusumuzun ve gelecek neslimizin güvenli gıda temini için zengin biyolojik çeşitliliğimize ve sağlıklı topraklarımıza güvenmek zorundayız. Bu alanlar kentimizi çevreleyen kırsal alanlardır. Kırsal alanlar ve tarım alanları kesinlikle imara açılmamalı, kentin yaşamını zenginleştirecek doğal yapısıyla korunmalı ve geliştirilmelidir. Bu alanlar sağlıklı gıda temininin yanı sıra özellikle şehir hayatında bunalan kişilerin rahatlıkla çocukları ile birlikte köy yaşamı özlemini giderebilecekleri eko-turizm alanlarına da dönüşebilir. Şehirden köylerimize kolay ulaşım imkanları geliştirilmeli ve köylerimiz tanıtılmalıdır. Özel köy projeleri geliştirilmeli ve köylerimizin doğal yapıları korunarak kent ile bütünleşmesi ve kentin ihtiyaçlarına cevap verebilmesi sağlanabilir. Şehirlerde sağlıksız ortamlarda büyüyen, birçok çevresel soruna maruz kalan çocuklarımızın köy hayatı ile günübirlik aktivitelerle buluşturulması onların çok daha sağlıklı nesiller olarak büyümelerine katkı sağlayacaktır.

Toprak ve sulak alanlar en kıymetli doğal kaynaklarımızdır. Bu iki kaynak da yaşayan varlıklardır. İklimin düzenleyicisi, şehrimizin afet risklerinin sigortası, sağlıklı gıdanın ve suyun doğal fabrikalarıdır. Saygıyı ve daha iyi yönetilmeyi hak ettikleri kesindir. Fakat maalesef kentlerde topraklar üzerinde inşaat faaliyetleri yapılabilecek arazi parçaları, sulak alanlarımız ise şehrin atık sularının bertaraf edeceği kanallar olarak görülmeye başlamıştır. Şehirlerimizin içinden geçen nehirler beton kanallara alınarak ekolojik özümseme kapasiteleri yok edilmektedir. Doğal bitkilerle bütünleşmiş doğal nehirler kenttin evsel atık sularından kaynaklanan besin elementlerini büyük oranda doğal olarak temizler. Şehir toprakları ise inşaat atıkları nedeniyle bütün yaşamsal faaliyetlerini kaybetmektedirler.

Kentimizde temiz enerji kaynakları kullanılması teşvik edilmedir. Enerjimizi güneşten elde etme yolları, su hasadı ile su toplama yöntemleri, atık suların arıtılması sonucunda arıtılmış sulardan yararlanılması gibi konularda yenilikçi projeler yapılmalıdır. Kentimizin ekolojik ayak izini hesaplatarak bu izi azalmak için bir eylem planı hazırlayabiliriz.

Sonuç olarak doğaya saygılı bir kent yaşamı için öncelikle kentimizin biyolojik ve doğal kaynaklarının neler olduğunu iyi tanımakla işe başlamalı ve doğayla bütünleşmek için katılımcı yaklaşımla yenilikçi projelerimizi hazırlamalı ve hayata geçirmeliyiz.

Serap KANTARLI

Doğa ve Sürdürülebilirlik Derneği kurucusu ve yönetim kurulu başkanıdır. 1994 yılında Çevre Bakanlığında Biyolog olarak göreve başladı. Meslek kariyeri boyunca çevre yönetimi ve doğa koruma konularında hem mesleğinde hem de gönüllü olarak çok sayıda proje, yayın ve kampanya çalışmalarına katıldı. 1999-2017 yılları arasında Türkiye Tabiatını Koruma Derneğinde gönüllü olarak aktif görevlerde bulundu, 2009-2017 tarihleri arasında Genel Başkan Yardımcılığı, aynı zamanda 2010-2018 yılları arasında Tabiat ve İnsan dergisi sorumlu yazı işleri müdürlüğü yaptı. Halen Çevre ve Şehircilik Bakanlığında Su ve Toprak Kirliliği İzleme Şube Müdürü görevine devam etmektedir.