Doğanın sunduğu hizmetleri kaybediyoruz

/ 20 Haziran 2018 / / yorumsuz

Ekosistemler bitkiler, hayvanlar, mantarlar, mikroorganizmalar gibi milyonlarca türün birbirleriyle,  suyla, havayla ve toprakla binlerce yıllık adaptasyonlar sonucu oluşturdukları ahenk içindeki süreç ve döngülerden oluşur.  Bir ormanda durup etrafa bakmak bile ekosistemlerin içinde barındırdığı biyolojik çeşitliliğin ve sunulan hizmetlerin farkına varmaya yeter. Bir kuş ağaca yuva yapmış ağacın kabuğundaki böcek larvaları ile besleniyordur,  o böcekler polenleri taşıyarak bitkilerin yeniden hayat bulmasını sağlıyordur, yapraklar yere düşmüş toprak içindeki mikroorganizmalarla bitkilere besin olacak elementlere ayrışıyordur, bir ağaç havadaki karbondioksiti emerek havayı temizliyordur, ağaçlar topluluk olmuş toprağı güneşin kavurucu sıcağından koruyor, yağmurla akıp gitmesini engelliyordur ve toprak, içinden süzülen yağmur sularını temiz su kaynaklarına ulaştırıyordur. Bir çam ağacının kozalağından düşen tohumlardan çimlenmiş iki küçük çam fidesi birbirinden farklıdır. Bu farklılık hastalıklar, böcek saldırıları ve hatta yangınlar karşısında güç ve dirençtir. Bu orman binlerce yıl bu gücüyle burada kalmayı başarmıştır.

İşte bu çeşitlilik, süreç ve döngüler var oluşumuzun temelidir. Ancak, ekosistemlerin ürettiği hizmetlerin ekonomik değerinin hiç farkında olmadan doğal sermayemizi hızla tüketiyoruz. Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan Binyıl Ekosistem Değerlendirmesi Raporu, yeryüzü ekosistemlerinin sağladığı hizmetlerin son 50 yılda yaklaşık %60’nın bozulduğunu belirtmektedir. Bilim insanları 2030 yılına kadar insan nüfusunun 8 milyar olacağını ve bunun sonucunda ise gıda, su ve enerji kaynaklarının dramatik bir şekilde azalacağını tahmin etmektedirler.

Yoğun tarımsal faaliyetler, şehirleşme, doğal kaynakların aşırı tüketilmesi, kirlilik, iklim değişikliği, istilacı yabancı türlerin yerli türler üzerindeki baskıları gibi birçok faktör doğal ekosistemleri bozmaktadır. Bir kez yıkıma uğrayan doğal sistemlerin yeniden yapılandırılması ise ekonomik olarak çok yüksek maliyetleri beraberinde getirmekte hatta bazı durumlarda bu yıkımın geriye dönüşü mümkün olamamaktadır. Son yıllarda yürütülen çalışmalar; 2000 yılında dünyada var olan doğal alanların %11’nin 2050 yılına kadar kaybedilebileceğini, mevcut tarım alanlarının neredeyse %40’nın yoğun tarımsal faaliyetler nedeniyle tehdit altında bulunduğunu, denizlerdeki mercan rezervlerinin %60’nın 2030 yılına kadar yok olabileceğini, Avrupa kıtasında %80’in üzerinde korunan habitatın tehdit altında olduğunu, insan aktiviteleri sonucunda türlerin yok olma hızının son 100 yılda en yüksek seviyeye ulaştığını göstermektedir.

Ekosistemleri içinde barındırdıkları süreç ve döngüleri hiç dikkate almadan yok etmek, ekonomik değerini ortaya çıkarıp hesaplamadan doğadan fayda sağlamaktan artık vazgeçmek zorundayız. Sanayileşirken, tarımsal reformlar yaparken, turizmimizi çeşitlendirirken, kentsel dönüşüm projeleri uygularken, enerji üretirken, evimizi yönetirken, tüketirken, beslenirken ne yaparsak yapalım artık ekosistemlerin fonksiyonlarını dikkate alan ve onların ekonomik değerinin bilincinde olarak hareket etmeliyiz.

Serap KANTARLI

Doğa ve Sürdürülebilirlik Derneği kurucusu ve yönetim kurulu başkanıdır. 1994 yılında Çevre Bakanlığında Biyolog olarak göreve başladı. Meslek kariyeri boyunca çevre yönetimi ve doğa koruma konularında hem mesleğinde hem de gönüllü olarak çok sayıda proje, yayın ve kampanya çalışmalarına katıldı. 1999-2017 yılları arasında Türkiye Tabiatını Koruma Derneğinde gönüllü olarak aktif görevlerde bulundu, 2009-2017 tarihleri arasında Genel Başkan Yardımcılığı, aynı zamanda 2010-2018 yılları arasında Tabiat ve İnsan dergisi sorumlu yazı işleri müdürlüğü yaptı. Halen Çevre ve Şehircilik Bakanlığında Su ve Toprak Kirliliği İzleme Şube Müdürü görevine devam etmektedir.