Kızımız’a

/ 3 Ekim 2018 / / yorumsuz
Kızımız’a

Bir hicaz şarkı şöyle başlar:
Bir bahar akşamı rastladım size
Sevinçli bir telâş içindeydiniz
Derinden bakınca gözlerinize
Neden başınızı öne eğdiniz.

Biz de kızımıza bir bahar akşamı rastladık. Ve O da şarkıdaki gibi bir telâş içindeydi.

Yıl 1995. Aylardan Nisan veya Mayıs. Bahar yeşil sürgünden atlarıyla habercilerini göndermiş, tebessüm eden çehreleriyle çiçekler zümrüt örtülerinden sıyrılmağa başlamıştı. Ve biz hayatımızı güzelliğiyle aydınlatacak kızımızı bulmak için Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kedi Evi’ne gidiyorduk. Kedi sesleriyle dolu odaların önünden geçerek küçük bir salona girdik. Uzun bir süre onları seyrettik. Kimi bacaklarımıza dolanarak sevgisini gösteren, kimi birbiriyle oynayan, kimi tadını çıkararak ağır ağır mamasını yiyen hepsi birbirinden güzel ve hepsi daha altı ayını doldurmamış genç kızlar.

Onları dikkatle izlemeğe başladık. Bol tüylü yelpaze gibi kuyruğunu temizleyen mi dersiniz, lepiska gibi uzun tüylerini yalayan mı, güzel gözleriyle çevreyi süzen mi!.  Türlü türlü, birbirinden farklı bir sürü genç kız. Hepsi de kendilerini dikkatle seyreden iki insandan biraz tedirgin ve telaşlılar. Salonda belli belirsiz ve daimî bir hareketlilik var.

Tam bu esnada, bizden hep uzak duran, biz yaklaşmağa çalıştıkça uzağa kaçan ürkek bir ceylan gibi bir genç kız gözümüze takıldı. Bu daha dört ayını yeni doldurmuş genç kız, uzun tüylere, kalın bir kuyruğa ve uçuk mavi ile uçuk yeşil gözlere sahipti. Hem bizden kaçıyor, hem de bizi uzaktan izleyerek ilgisini belli ediyordu. O an karar verdik. O bizim kızımız olmalıydı. Ve öyle oldu. Diğerleri arasında sahip olduğu eda ve tavra bakarak O’na Türk Hakanlarının eşlerinin adını, “Ece” ismini verdik. O da bunu benimseyerek kabul etti.

Bizimle yaşamağa başladı. Daha doğrusu tüm ailenin hayatını güzelleştirmeğe ve anlamlandırmağa başladı.

İki kere yavrusu oldu. Bizden bile kıskandığı yavrularını, onları, sevecek ve bakacak insanlara verdik. Sonra kızımızı, ameliyatla, onu yıpratan ve yaşamından çalan bu doğum zorluğundan uzaklaştırdık.

Türkiye’de O’nunla birlikte gitmediğimiz şehir azdır. Bulunduğu her yere hemen uyum sağlayan keskin bir zekaya sahipti. Hiçbir zaman aşırı kilo almadı. Güzelliğini ve zarafetini korudu. Evimizin mutluluk ve sevgi kaynağı oldu. O’nu çok, pek çok sevdik. O bizim kedi bedenindeki insan kızımızdı. Her söyleneni anlar ve her söylemek istediğini hareketleri ve sesiyle bize çok rahat bir şekilde anlatırdı. Bazen bizim, bazen oğlumuzun yatağını paylaşır, yemeğini biz yerken yemeğe başlardı. O, sevgisini en az bizim kadar açıkça gösteren güzel kızımızdı.

On üç sene beraber yaşadık. On üç sene ne çabuk geldi geçti. Sanki on üç saniye gibi. Biz O’nunla yaşamağa doymadan, onu sevmeğe doymadan o hain hastalık O’nu buldu. Buldu ve ele geçirdi. Sağlığına o kadar dikkat etmemize rağmen fark edemedik. İç organlarını ve karaciğerini saran o menhus hastalık hızla ilerledi. 2018’in Nisanında henüz on üç yaşındayken, bir bahar akşamı geldiği gibi, yine bir bahar akşamı gitti.

Bizi sevgisiyle dolu bıraktı gitti.

Özlemiyle dolu bıraktı gitti.

Su ve yemek kaplarını, yatağını, sevenlerinin ördüğü giysilerini ve ona hasretle yanan kucağımızı, sinemizi boş bıraktı gitti.

Ama hayır, hayır gitmedi.

O sadece bir beden değildi.

Edaydı, nazdı, sevgiydi.

Manaydı, sesti, güzellikti.

O, bize on üç sene süreyle gönderilen bir melekti.

Bize bu gezegende yaşama hakkının sadece insanlara ait olmadığını, bütün canlılardan sorumlu olduğumuzu öğretti.

Evimizin kapısını açarken anahtarı yerine taktığımızda o incecik güzel sesiyle hâlâ bize seslenmekte, elbiselerimizde zaman zaman bulduğumuz bembeyaz tüyleriyle ve evimizin her köşesini dolduran hatıralarıyla bizimle beraber yaşamakta. Uzun otomobil yolculuklarında bazen orta bölmede, bazen kucağımızda giderken bize verdiği mutluluğun hatıralarıyla gönlümüzü doldurmakta.

Evet O manasıyla, hatıralarıyla ve gönlümüzü dolduran güzelliğiyle bizde hala yaşıyor.

Ne olursa olsun, yaşayan bir varlığın anlamı da zaten bundan başka nedir ki?..

Meleklerin gittiği bir cennet varsa, kızımızla orada buluşmayı ümit ediyoruz ve O’na Allah’tan Rahmet diliyoruz.

Naciye Gülkız ŞENLER – Yaşar ŞENLER