YANAN ORMANLARDA NE OLUR? NE OLMAMALI?

/ 20 Eylül 2019 / / yorumsuz
YANAN ORMANLARDA NE OLUR? NE OLMAMALI?

İzmir’de yanan orman ekosisteminin ardından çam ağaçlarına karşı tuhaf bir karalama kampanyası başlatıldığını görüyoruz. Öncelikle İzmir’de doğal bir Kızılçam ormanı yanmıştır. Bu ormanın baskın ağaçları olan Kızılçamlar söylenenlerin aksine yangına ve kuraklığa yüksek adaptasyona sahip değerli ağaçlarımızdır.

Doğada işler bizim arka bahçemize elimize geçirdiğimiz veya sevdiğimiz bitkileri dikme projesi olarak yürümez. Doğanın doğal yangınlar karşısında kendini yenileme projesi bizim çabalarımızdan çok daha verimli ve doğru yönetilir. Bu bir orman ekosistemini meydana getiren yaşam formlarının genlerinde kodlanmış ve milyonlarca yıl süren evrimsel bir gelişmeyle kazanılmış bir güçtür. Eğer biz insanlar bu ormanı yakarak müdahil olmasaydık bu alanlarda doğal olarak yıldırım düşmesi sonucunda yangınlar ve iklimsel değişimler nedeniyle aşırı kuraklık gibi doğal olaylar zaten meydana geliyordu. Doğa da bu olaylar karşısında kendini daima yenileyebiliyor, yaralarını her sardığında daha da güçleniyor direnç kazanıyordu.   

Şimdi biz bu sahaya yine müdahil olmazsak ne olur? Asıl önemli olan ve bize yön vermesi gereken mühendislik uygulamaları bu sorunun cevabında aranmalı. Bu yanan alanda süksesyon denilen aslında bilimsel açıdan çok kompleks ve ekosistemleri daha sonra kararlı ve dengeye ulaştıran bir süreç başlar. Biraz yalın bir anlatımla ifade edersek bitki topluluklarının sırasıyla alana yerleşmesi diyebiliriz. Bu aşamada yanan alanda yanan bitki topluluklarının küllerinden meydana gelen verimli bir örtü vardır. İlk olarak tohumları rüzgarda hızla yayılan ve uzaklara gidebilen öncü tek yıllık bitkiler sahaya yerleşirler, bu bitkiler hem besin hem de sığınak görevi görerek böcekleri, kuşları, sert tohumları yayabilecek hayvanları alana çekecektir. Böylece alana çok yıllık bitkiler ve Akdeniz bitki örtüsü olan Maki’nin çalı formundaki fazla boylanmayan bitki türleri gelip yerleşecektir. Bu yenilenme ve onarım süreci 50-100 yıl alabilir. Daha uzun dönemlerde alan yeniden doğal bir Kızılçam ormanı da olabilir. Bu süre aslında insan ömrü için çok uzun ama doğanın yapılanma süreci için çok kısa bir zaman dilimidir. Akdeniz bitki örtüsü Maki burada anahtar role sahiptir. Çünkü Akdeniz’in kurak ikliminde suyun korunması ve erozyonun önlenmesi makinin varlığına bağlıdır. Maki bitki toplulukları aynı zamanda yaban hayatının korunması ve varlığını sürdürebilmesi için de fonksiyonel olarak büyük bir öneme sahiptir.  

Yanan Kızılçam ormanları eğimli arazilerdir. Şu anda rüzgar ve yağmur erozyonuna karşı çok savunmasız kalmıştır. Erozyon meydana gelmemesi için bu ormanın kendini uzun dönemli yenilemesini beklememeliyiz. İnsan faaliyetleri sonucunda yanan ormanları bir an önce restore etmek günümüzde karşı karşıya bulunduğumuz artan çevresel baskılar nedeniyle zaten zaruri hale gelmiştir.  Ama mühendislik uygulamalarından beklentimiz kesinlikle ormanın doğal yenilenme sürecini mümkün olduğunca koruyan ve gözeten yaklaşımlar, yaban hayatını ve biyolojik çeşitliliği destekleyen  ağaçlandırma uygulamalarıdır. Bu alanların tarım arazisi gibi düşünülerek ekonomiye kazandırılmak istenmesi, zeytin, badem ve ceviz gibi tarımsal tek tip ürünlerle ağaçlandırılma projeleri yapılması ve  alanın orman fonksiyonunu kaybetmesi gerek rüzgar gerekse yağmur erozyonuna açık hale getirilmesi anlamına gelir ki bu da uzun dönemli süreçlerde yaşam alanlarının ve kentlerimizin iklim değişikliğine adaptasyon zafiyetine neden olur.   

Serap KANTARLI

Doğa ve Sürdürülebilirlik Derneği kurucusu ve yönetim kurulu başkanıdır. 1994 yılında Çevre Bakanlığında Biyolog olarak göreve başladı. Meslek kariyeri boyunca çevre yönetimi ve doğa koruma konularında hem mesleğinde hem de gönüllü olarak çok sayıda proje, yayın ve kampanya çalışmalarına katıldı. 1999-2017 yılları arasında Türkiye Tabiatını Koruma Derneğinde gönüllü olarak aktif görevlerde bulundu, 2009-2017 tarihleri arasında Genel Başkan Yardımcılığı, aynı zamanda 2010-2018 yılları arasında Tabiat ve İnsan dergisi sorumlu yazı işleri müdürlüğü yaptı. Halen Çevre ve Şehircilik Bakanlığında Su ve Toprak Kirliliği İzleme Şube Müdürü görevine devam etmektedir.