BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK SÖZLEŞMESİ’NİN ÜLKEMİZDE ONAYLANMASININ 24.YILI

/ 27 Aralık 2020 / / yorumsuz
BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK SÖZLEŞMESİ’NİN ÜLKEMİZDE ONAYLANMASININ 24.YILI

Birleşmiş Milletler tarafından 1992 yılında Rio de Jenario kentinde düzenlenen Dünya Zirvesi’nde (Rio Konferansı) İklim Değişikliği Sözleşmesi ile birlikte imzaya açılan ve Ülkemizin de konferansta imza attığı Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Ülkemizde 27 Aralık 1996 tarihinde onaylanmıştır. Sözleşme’nin amacı biyolojik çeşitliliğin muhafazası, biyolojik çeşitliliği oluşturan unsurların sürdürülebilir kullanımı ve gen kaynaklarından elde edilen faydaların eşit ve adil biçimde paylaşımını sağlamaktır.

Biyolojik kaynaklar gıdadan tıbbi ihtiyaçlara, giyimden evsel ihtiyaçlara kadar insanoğlunun yaşamında olmazsa olmaz bir öneme sahiptir. Biyolojik çeşitliliğin ve doğal kaynakların insanlığın varlığını sürdürebilmesi için korunması ve yok edilmeden kullanılması gereği 1980’li yılların başından itibaren dünya gündemine girmiş ve 1987 yılında Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) İdari Konseyi tarafından biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı amacına yönelik bir şemsiye sözleşme hazırlamak amacıyla çalışma grubu kurulmuştur. Çalışma grubu taslak sözleşme hazırlama sürecini 1991 yılında tamamlamış ve resmi görüşmeleri başlatmıştır. 1992 yılında Rio Konferansı’nda imzaya açılan ve 150’yi aşkın ülke tarafından imzalanan Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi çalışmaların tamamlanmasını müteakip 29 Aralık 1993’de dünyada yürürlüğe girmiştir.

Sözleşme ile biyolojik çeşitlilik insanoğlunun “ortak endişesi” olarak belirlenmiştir. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’nde biyolojik çeşitlilik 3 kategoride ele alınmaktadır: Türlerin sahip olduğu genetik çeşitlilik, tür çeşitliliği, ekosistem çeşitliliği.

Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne göre Ülkelerin temel yükümlülükleri şunlardır:

  • Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için ulusal strateji, plan ve programlar hazırlamak,
  • Bu stratejik plan ve programları ilgili sektör planlarına entegre etmek
  • Biyolojik çeşitlilik bakımından önem taşıyan unsurları belirlemek, önceliklerini tespit etmek ve bu esas çerçevesinde popülasyon durumlarını izlemek,
  • İzleme çalışmalarından elde edilecek verilerin değerlendirileceği bir veri mekanizması tesis etmek,
  • Ulusal mevzuatla uygulanmakta olan korunan alanlar dışında, bu Sözleşme kapsamında “özel tedbir gerektiren alanlar” tesis etmek, bu alanların korunması ve yönetimi için rehber esaslar geliştirmek, mücavir alanlardaki sektör faaliyetleri için sürdürülebilir yönetim esasları hazırlamak,
  • Biyolojik çeşitlilik için önemli olan ancak, tahribe uğramış alanların tespiti ve rehabilite edilmesi için öncelik ve önem sırasına göre uygun plan ve programlar hazırlamak,
  • Yabancı türlerin sahaya yerleştirilmesi ve değişime uğratılmış canlı türlerinin kullanımı konularında risk yönetimi ve kontrol esasları hazırlamak,
  • Harici koruma ile ilgili tedbir ve esaslar ile bunların doğal ortamlara yerleştirilmesi ve örnek toplama esaslarını belirlemek,
  • Biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanıma katkı sağlamak, geleneksel yaşam tarzından edinilen yerel bilgi, yenilik ve uygulamaların değerlendirilmesi ve geleneksel kullanım tarzlarının özendirilmesi amacıyla sosyal ve ekonomik teşvik tedbirleri belirlemek ve uygulamak,
  • Bu konuda her seviyeden kişi ve kuruluşların bilgilendirilmesi için konferans, eğitim ve seminer programları hazırlamak,
  • Genetik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir yönetimine ilişkin ulusal plan hazırlamak.

Covid-19 salgını ile birlikte, bundan sonra dünyada meydana gelebilecek salgınlar, afetler, iklim krizleri, kuraklık, böcek istilaları gibi bir çok tehdide karşı algımız ve ilgimiz arttı. Uzun bir süredir iklim değişikliğinin etkileri gözlenebildiği için bu konuda toplumsal farkındalığın yüksek olduğu görülebilmektedir. Biyolojik çeşitliliğin kaybının etkileri ise maalesef aynı düzeyde anlaşılamamaktadır. Bugün çevresel sorunların çözümü konusunda soruna odaklanmak daha kolay görünse de tedbirler maliyet etkin, kalıcı, adil ve ulaşılabilir olmaz. Özellikle küresel ısınma ile birlikte meydana gelecek risklerin önceden tespiti ve bu risklere yönelik mücadele ve müdahale gücümüz biyolojik çeşitliliğin korunmasıdır. Aynı insanın bağışıklık sistemi gibi doğanın bağışıklık sisteminin korunması zengin biyolojik çeşitliliğe bağlıdır. Biyolojik çeşitliliğin kaybı ekosistemleri hastalıklara, istilacıların yayılmasına ve çöküşe götürür. Ekosistemlerin çöküşü ile birlikte bilim insanlarınca 1983 yılında hazırlanan Ortak Geleceğimiz (Our Common Future) Raporunda yer alan uyarı gerçek olur: “mevcut gelişmeler çevre üzerinde öylesine önemli ve ciddi etkiler yapmaktadır ki uzun dönemde ekonomik kalkınma için kaynak kalmayacak ve dünyadaki hayatı destekleyen sistem büyük zarar görecek, dolayısıyla uzun dönemde şimdiki gelişme trendi savunulamaz.”

 

 

Serap KANTARLI

Doğa ve Sürdürülebilirlik Derneği kurucusu ve yönetim kurulu başkanıdır. 1994 yılında Çevre Bakanlığında Biyolog olarak göreve başladı. Meslek kariyeri boyunca çevre yönetimi ve doğa koruma konularında hem mesleğinde hem de gönüllü olarak çok sayıda proje, yayın ve kampanya çalışmalarına katıldı. 1999-2017 yılları arasında Türkiye Tabiatını Koruma Derneğinde gönüllü olarak aktif görevlerde bulundu, 2009-2017 tarihleri arasında Genel Başkan Yardımcılığı, aynı zamanda 2010-2018 yılları arasında Tabiat ve İnsan dergisi sorumlu yazı işleri müdürlüğü yaptı. Halen Çevre ve Şehircilik Bakanlığında Su ve Toprak Kirliliği İzleme Şube Müdürü görevine devam etmektedir.