KALKINMA VE YAŞAM İÇİN SU

/ 2 Şubat 2021 / / yorumsuz
KALKINMA VE YAŞAM İÇİN SU

Bafa Gölü © Erol Kesici

Sulak alanlar (göller, nehirler, lagünler, deltalar, sazlık alanlar vb.) biyolojik çeşitliliğin en yüksek olduğu, çok sayıdaki tür ve çeşitteki canlılar için uygun beslenme, üreme ve barınma ortamı olan yalnız bulundukları ülkenin değil, tüm dünyanın doğal zenginlik müzeleri olarak kabul edilmektedir. 

Suyun üretildiği tek fabrika sulak alanlardır

Su, yerkürede her zaman tasarruflu kullanılması gereken, fabrikalarda üretilemeyen, en temel doğal kaynaktır.  Dünya ülkeleri, canlılığın doğuş alanı ve tüm besinlerin yapısında bulunan suyun ve kaynaklarının giderek kirlenmesi, azalması ve canlıların yaşam alanlarının  tehlikeye girmesi sonucu 02 Şubat 1971’de İran’nın Ramsar kentinde  bir araya gelerek, sulak alanları korumakla ve  akılcı yönetimini sağlamakla yükümlü olduklarının imza ve sözünü verdikleri Ramsar Sözleşmesi’ni imzalamışlardır. 

Türkiye, 23 yıl sonra, 17 Mayıs 1994′ ten itibaren Ramsar Sözleşmesi’ne resmen taraf olmuş ve ülkemizde 1997 yılından bu yana 2 Şubat “Dünya Sulak Alanlar Günü” olarak kutlanmaya başlamıştır. Ülkemiz taraf olduğu sözleşme ile sulak alanların her türlü arazi ve su kullanım planlamalarında bu alanların doğal yapılarının, işlev ve değerlerinin, ekolojik karakterlerinin korunması zorunluluğu esaslarına uyacağını taahhüt etmiştir. 

Bununla birlikte 1971 yılında tehlikenin farkına varılmasına karşın, Türkiye’de son 45 yıl içinde yaklaşık 1 milyon 300 bin hektardan fazla (24 Eğirdir Gölü veya 3 Van Gölü veya Marmara Denizi kadar) yani sulak alanlarımızın yarısı kurutma, doldurma ve su sistemine yapılan müdahaleler nedeniyle, ekolojik ve ekonomik özelliğini yitirmiş ve maalesef alınan önlemlerin ve verilen sözlerin hiçbir önemi olmadığını göstermiştir. 

Sulak alanların varsa suyun vardır

Su, dünya üzerindeki yaşamın en temel unsuru olup, sadece doğadan üretilir. Suyun yaşamsal önemi günümüzde sosyal, çevresel, stratejik ve ekonomik boyutlarla birlikte ele alınmaktadır. Su ile ilgili gerçekler; 

Dünyaya 200milyon yıl hakim olan dinozorların içtiği suları içmekteyiz

Su, teknolojinin hızla ilerlemesine rağmen yerine başka bir maddenin konulamadığı canlıların, yaşamın olmazsa olmazdır

Petrolün alternatifinin bulunduğu günümüzde suyun alternatifi yoktur

Su Ortadoğu’da petrolden daha değerli olup, yokluğu ancak hava ile kıyaslanabilir. Suyun yoksa; havan, toprağın yok… Hayat yok!

Su, Ortadoğu’nun yanı sıra Afrika, Amerika, Asya ve diğer kıta ülkelerini  de yakından ilgilendirmektedir. Bu nedenle  yeni arayışlar ülkelerin gündemini oluşturmaktadır. Türkiye, artan nüfusu, gelişen ekonomisi ve büyüyen kentleriyle  “su fakiri” olma yolunda ilerlemektedir. BM’nin hazırladığı Su Raporu’na göre, Türkiye 2025 yılında su sıkıntısı çekecektir. 

“İnsan” yaşanan çevre felaketlerinin sorumlusudur. Buna “kader” denilemez 

Azap Gölü © Erol Kesici

Gelişen teknolojiye rağmen insanoğlu, canlıların yaşam kaynaklarını oluşturan göllerimizin, derelerimizin, denizlerimizin önemini bir kenara bırakarak, doğal kaynakları bilim dışı kulanmış ve kullanmaya devam ederek yaşanan çevre felaketlerinin tek ve öncelikli sorumlusu olmuştur.

Sular bilinçli kullanılırsa bolluk- bereket, bilinçsiz kullanılırsa kıtlık ve felaket getirir. Susuzluk ve susuzluğun getirdiği kıtlık, açlık, hastalık ve fakirlik olur. 

Sulak alanların giderek yok olması ile olacakları, başımıza gelince görmek  yerine, akıllı davranarak, göllerimizi bilinçli korumak ve kullanmak gerekir.

Sulak alanlar su seviyesi ve özelliklerini kaybederlerse,  iklim değişir, küresel ısınma ve buna bağlı olarak ekolojik denge bozulur. Bunun sonucunda seller, felaketler, kasırgalar artar, kuraklık başlar. Buzullar erimeye devam eder, deniz suları yükselir, salgın hastalıklar çoğalır, neticede hava koşulları değişir ve dünya aşırı ısınmaya devam edecektir. Çözüm doğanın nemini korumaktır. Ekonomi ile ekolojinin uyum içinde olmasıdır. 

“Doğa, insan olmadan yaşamını sürdürebilir. Ama insan, doğa olmadan yaşayamaz.” İnsan doğaya hükmederse kaybeder. Sulak alanlar insan yaşantısı için ekonomik, kültürel, bilimsel ve rekreasyon değeri olan mekanlardır.  Dolayısıyla insanlar canlılarla sulak alanlarla iç içedir. Biyolojik çeşitliliğinin zengin olması yaşamın, besinin hayat kalitesinin zenginliği anlamına gelmektedir. Sulak alanlar, doğaldır, doğadır, onların hali neyse “halimiz o olacaktır”…

Doğaya rağmen kalkınmada insanlar çok acı bedeller ödediler. Verilen sözler tutulsun… Yasalar uygulansın…Bundan sonra ödenmesin…!    

 

Süleyman Demirel Üniversitesi, Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi öğretim üyesi ve Su Enstitüsü kurucusu, sulak alanlar ve sulak alanların korunması üzerine çok sayıda çalışması bulunan Limnolog Dr. Erol Kesici, derneğimiz üyesi ve bilim danışmanıdır.