SINIR BÖLGELERİNDE MAYINDAN TEMİZLENEN ALANLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

/ 31 Mayıs 2021 / / yorumsuz
SINIR BÖLGELERİNDE MAYINDAN TEMİZLENEN ALANLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ

Türkiye’nin özellikle Suriye ile olan sınır boyu bozkır şeklinde bir habitat yapısındadır. Bu sınırın hem Suriye tarafı, hem de Türkiye tarafı büyük bir oranda yoğun tarım alanı şeklindedir. Bu tarım alanları yoğun tarım faaliyetleri ve toprağın sürekli işlenmesi, gübrelenmesi ve ilaçlanması gibi nedenlerle doğallığını bütünüyle kaybetmiş ve biyolojik çeşitliliğini büyük ölçüde kaybetmiş alanlardır. Ancak sınır boyu askeri yasak bölge olduğu için sınırın oluşturulduğu yıllardan beri insan aktivitesinin azaldığı ve tarımın yapılmadığı alanlar durumundadır. Bu özelliği ile doğallığını geri kazanmış ve/veya korumuş, biyolojik çeşitliliği zengin alanlardır.

Özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgesinde arazi çalışması yapan uzmanların deneyimlerine göre yoğun tarımsal faaliyetler nedeniyle bölgede yaban hayvanlarının yoğunluğu oldukça düşüktür. Fare yakalama amaçlı kapanlama faaliyetlerinde 100 kapan başında gecelik örnek yakalama oranları 1-2 örnek kadardır ve oldukça düşüktür. Ancak Sınırdaki tarım yapılmayan askeri alanlarda örnekleme yapıldığında bu oran gecede 10-12 örneğe çıkmaktadır.

Bu konuda tecrübe ettiğimiz bir durumu örnek olarak vermek istiyorum. Haziran 1999 ayında ekip olarak Şanlıurfa çevresinde Misonne tarafından 1957 yılında kaydedilmiş olan daha sonra hiç yakalanamamış olan bir kemirici türünün (Tatera indica) peşine düştük. Bölgede günler süren arazi çalışmalarımız ve binlerce kapan kurulumuna rağmen hiçbir örnek yakalayamadık. Şanlıurfa Ceylanpınar TİGEM’de yapmakta olduğumuz çalışma sırasında yemekhanede tanıştığımız ve birlikte yemek yiyip sohbet ettiğimiz sınır karakolu komutanının askeri sınır bölgesine kapan kurmamıza izin vermesiyle bir gecede sadece 50 kapan ile 5 örnek yakaladık ve böylece 1957 yılından beri hiçbir Türk Bilim İnsanı tarafından yakalanamamış olan türü yakalayarak tür hakkında güncel bir bilimsel makale yapabilmiş olduk. Bu makale TÜBİTAK Turkish Journal of Zoology dergisinde 2001 yılının ilk sayısında yayınlanmıştır. Hiç şüphe yok ki, bu alan tarıma açılır ve traktörler ile sürülürse bu ve benzeri türler bu alanlardan da yok olacaktır.

Konu uzmanları olarak tahminlerimiz askeri yasak bölgesi olmasından dolayı bilimsel çalışmaların da yapılmasının zor olduğu bu alanlarda henüz Türkiye için yayılış kaydı verilmemiş olan bazı türlerin yaşamakta olduğudur.

Sınır bölgelerindeki askeri alanların tel örgülerinin sökülüp, mayınlarının temizlenmesini takiben nasıl değerlendirileceğine karar verilmesinden önce sınır boyunca flora ve fauna uzmanlarınca yoğun bir envanter çalışmasının yapılması çok ama çok önemlidir. Elde edilecek sonuçlara göre belirlenebilecek nesli tehlikede ve/veya endemik türler ve bunların dağılımı ve yoğunluğuna göre bir kullanım planının hazırlanması elzemdir.

Sınır bölgesini tarıma açmak doğal bozkır vb. alanların habitat yapısının çok hızlı bir şekilde değiştirilmesine neden olacaktır. Bütün dünya çapında gerçekleştirilmiş bilimsel çalışmalar göstermektedir ki; bir bölgedeki türlerin yok olmasına neden olan en önemli faktör habitat yapısının değiştirilmesidir. Örneğin bu sulak alanın kurutulması, bir bozkırın tarıma açılması, bir ormanın kesilmesi, bir maki alanının kesilip çam ormanına dönüştürülmesi, bir bozkırın orman alanına dönüştürülmesi gibi faaliyetler biyolojik çeşitliliğe büyük zararlar verebilmektedir. Bu bakımdan sınırdaki korunmuş ve doğallığını büyük ölçüde sürdüren alanın tarıma açılmasının ekolojik olarak bu alanlarında yıkıcı etkiye neden olacağı açıktır.

Ülkemizin tarım yanında çok önemli bir geçim kaynağı hayvancılıktır. Temizlenen sınır hatlarının tarım yerine hayvancılık ve yaban hayatının sürdürülmesine bırakılması ekolojik ve hayvancılık açısından çok daha efektif bir uygulama olacaktır. Ancak bunun da kararının verilmesinden önce bu sınır alanlarında kapsamlı envanter çalışmalarının gerçekleştirilmesi gerçekten çok önemli olacaktır. Sonrasında alan tarıma da açılacaksa, hayvancılığa da açılacaksa daha sonraki süreçlerde tekrarlanacak evanter çalışmaları bu uygulamanın sınır bölgesinin Biyolojik çeşitliliğine olumlu ve/veya olumsuz etkilerini ortaya koyabilecektir.

Sınır boylarının bazı özel türler için değerlendirmelerini de özetlemek mümkündür:

Dağ ceylanı (Gazella gazella)
Dağ ceylanı günümüzde Hatay ili Kırıkhan ve Kumlu ilçeleri arasındaki sınır boyunda yayılış göstermektedir. Son yıllarda türün sıkı bir şekilde korunmaya başlaması ile bölgedeki sayıları 1.200’e yaklaşmış ve yayılış alanı da 250 km’ye yaklaşmıştır. Sınırlı bir alanda sayılarının hızla artması alanın taşıma kapasitesine ulaşması ve artık bu alanın tür için yetersiz kalması sorununu ortaya çıkaracaktır. Bu aşamada sınır boyunca bulunan dikenli tellerin temizlenmesi ve sınır tampon bölgeye türün yayılması tür için çok önemli olacak geniş bir alanın kullanılmasını sağlayacaktır. Bu alanın tarıma açılması ise alanın Dağ ceylanı için kullanışsız hale gelmesine ve açılacak tarım alanlarına türün zarar vermeye başlaması ile Dağ ceylanı – insan çatışmalarını başlamasına neden olacaktır. Sınır boyunun hem hayvancılık için otlatmaya, hem de Dağ ceylanlarına açılması ise türün mevcut ortamında olduğu gibi otlatma ve hayvancılığı aynı anda sürdürülebilmesini mümkün kılacaktır. Aynı zamanda bu uygulama habitat yapısını değiştirmeyeceği için ekosistem için biyolojik çeşitlilik üzerine yıkıcı bir etkiye neden olmayacaktır.

Dağ ceylanı için bu olumlu etkilerinin yanında diğer bir olumlu beklenti de, ceylanların sınır hattı boyunca kuzeye doğru yayılarak tür için uygun olarak görünen İslahiye ve Kilis bölgelerine doğru bir yayılış alanı genişlemesinin mümkün olabileceğidir. Bu da türün eski yayılış alanlarına doğru yayılabilmesi açısından son derece önemli olacaktır.

Türkiye’de yayılma ihtimali bulunan bazı türler

1. Lepus capensis (Cape tavşanı),

2. Calamyscus urartensis (Urartu fırçakuyruklu faresi),

3. Jaculus loftusi (Arabistan araptavşanı),

4. Crocidura katinka (Bir sivriburunlu böcekçil türü),

5. Vulpes ruepelli (Rüppel tilksi, Uzunkulaklı çöl tilkisi),

6. Mellivora capensis (Bal porsuğu)

türleri Suriye sınırı boyunca yayılışları olmasını beklediğimiz türlerdir. Bu türlerin öncelikle araştırılması gereken yerler sınır boylarındaki tarım yapılamayan korunmuş askeri alanlardır. Bu türler yayılış alanlarının Türkiye’ye yakınlığı nedeniyle ilk akla gelen türlerdir. Ancak bunların dışında beklentisi daha az türlerin de bulunma ihtimali her zaman vardır.

Bu sınır alanları gayet tabi ki sadece memeliler açısından değiş, bitkiler, sürüngenler ve omurgasız hayvanlar için de çok değerlidir ve pek çok nedir ve/veya endemik türü, Türkiye için henüz kaydedilmemiş türleri barındırma ihtimali yüksektir.

Özetle;

• Geniş bir fauna ve flora ekibiyle sınır boyunca tarıma ve askerleri faaliyetler hariç insan aktivitelerine kapalı olan bölgenin geniş kapsamlı bir biyolojik çeşitlilik evnanterinin çıkarılması elzemdir.

• Sınırın iki tarafı genelde yoğun tarımsal faaliyetler nedeniyle doğal yapısını kaybettiği için bu sınır hattının zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip olduğu açıktır. Bu çeşitliliğinin ülkenin biz zenginliği olarak korunması öncelikli amaç olmalıdır.

• Bu sınır alanlarının yaban hayatının kullanımı yanında insan kullanımı için de değerlendirilmesi öncelikli olarak düşünülürse, bu alanın ekosistem yapısını bütünüyle değiştirecek tarımsal faaliyetler yerine hayvancılık, ekoturizm, biyoçeşitlilik araştırma ve izleme alanları gibi etkinlikler için değerlendirilmesinin çok daha efektif olabileceğini değerlendirmekteyiz.

Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi. Hatay Tabiatı Koruma Derneği Bilimsel Danışma Kurulu Üyesidir.