Sağlıklı ekosistemler ve biyolojik çeşitliliğimiz gıdamızın garantisidir

/ 1 Haziran 2018 / / yorumsuz
Sağlıklı ekosistemler ve biyolojik çeşitliliğimiz gıdamızın garantisidir

Artan insan nüfusu ve bu nüfusun ortaya çıkardığı çevresel sorunlar gelecekte gıda ile ilgili de büyük sorunlar yaşanacağını gösteriyor. Dünyamızın birçok yerinde açlıkla mücadele eden toplumlar bulunuyor. Yeryüzü kaynaklarının adil ve eşit kullanılmaması nedeniyle dünya nüfusunun yaklaşık 1 milyarı halen yetersiz beslenmeyle karşı karşıya.

Türkiye için henüz alarm çanları çalmıyor belki ama çevresel sorunlar sadece belirli bölgeleri veya ülkeleri vurmaz. Tedbir alınmaz ve eldeki kaynakların değeri bilinmezse gelecekte gıda kıtlığı ile karşılaşmayacağımızın garantisi yoktur.

İnsanların temel gıdası bitkisel ve hayvansal besinlerdir. Bu besinlerin sağlıklı ve verimli üretimi ise tamamen ekosistemlerin sağlıklı döngüler içerisindeki işlevine bağlıdır. Toprak, su ve hava ortamları, bitkiler, hayvanlar, mantarlar ve mikroorganizmalarla birlikte besinlerimizin oluşumu için çok hayati mekanizmaları içinde barındıran sistemlerdir. Herkesin bildiği fotosentez, artıkların çürümesi, tozlaşma, temiz su kaynaklarının ve toprağın oluşumu gibi doğal ve hayati döngüler sağlıklı ekosistemlerin varlığına bağlıdır.

Fakat, yoğun ve bilinçsiz tarımsal faaliyetler, sanayileşme ve şehirleşme sonucunda ekosistemlerin barındırdıkları süreçler yok edilerek her geçen gün gıda kaynaklarımız risk altına sokulmaktadır. Tarım alanlarında kullanılan aşırı gübre önceleri yoğun besin üretimi sağlıyor gibi görünse de zamanla toprağın kalitesini ve işlevini yok etmektedir. Yağmur ile toprakta fazla kalan besin maddeleri süzülerek sulara karışıp, tatlı su kaynaklarına ve denizlere zarar vermektedir.  Bu durum en önemli gıda kaynağı olan balık stoklarımızı tehdit etmektedir.

Her hasat sonrası anız yakma ayrı bir büyük sorun. Yakılan anızlarla birlikte toprağın bitki artıklarını çürüterek faydalı maddelere dönüştürme kabiliyeti bu döngüyü gerçekleştirecek olan faydalı mikroorganizmaların öldürülmesi ile tamamen yok edilmektedir. Bu yangınlar tarım topraklarının verimi ve su kaynaklarının varlığı için yaşam destek sistemimizin bir parçası ormanları da tehdit etmektedir.

Tarımsal ilaçlar ise sadece yabancı otlar ve böcekleri öldürmekle kalmaz, maalesef birçok zararlı böceğin düşmanı faydalı böceklerin ölümüne, böceklerle beslenen kuşların ölmesine, tozlaşmayı ve tohum taşınmasını üslenmiş böceklerin ve kuşların ölümü ise onlara bağlı bitkilerin yok oluşuna neden olmaktadır.

Tarım topraklarının aşırı tarımsal faaliyetlerle işlevlerini yitirmesinin yanı sıra şehirleşme ve sanayileşme adına yok edilmesiyle yine gıda kaynaklarımız göz ardı edilmektedir. Sanayi ve kentsel alanların meydana getirdiği toprak kirliliği hem toprakların yapısını hem de bu alanlardan süzülerek yerüstü ve yeraltı su kaynaklarımızı geriye dönüşü mümkün olmayacak şekilde tehdit etmektedir.

Ülkemiz toprakları buğday, çavdar, arpa, mercimek gibi en temel bitkisel besin kaynaklarının gen merkezidir. Yani bugün ıslah edilen tarım ürünlerinin büyük kısmının Anadolu topraklarında bulunan yabani formları milyonlarca yıllık evrimleri sonucunda hastalık, kuraklık, böcek istilaları gibi olağan dışı pek çok çevresel sorunla mücadele edebilecek genetik güce sahiptir. Bu türleri yayılış gösterdikleri alanları ile birlikte korumak için yeterli tedbir alınmazsa, gelecekte iklim değişikliğinin tarım alanlarında meydana getireceği zararlara karşılık hiçbir güvencemiz kalmayacaktır.

Biyolojik çeşitliğimizi yabancı tohumlar ve genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) içeren ürünler ile risk altına atıyoruz. Tarımsal biyolojik çeşitliliğimizi koruyacak tedbirleri almazsak, ülkemizin yabani bitki gen merkezlerine sahip çıkmazsak gelecekte en temel gıda kaynaklarımızın yok oluşuna seyirci kalabiliriz. Anadolu toprakları sadece bizim için değil yeryüzünün geleceği için gıda ambaradır. Onu korumak, saygılı olmak, değerini bilmek, basit çıkarlar için yok etmemek hepimizin sorumluluğundadır.

Serap KANTARLI

Doğa ve Sürdürülebilirlik Derneği kurucusu ve yönetim kurulu başkanıdır. 1994 yılında Çevre Bakanlığında Biyolog olarak göreve başladı. Meslek kariyeri boyunca çevre yönetimi ve doğa koruma konularında hem mesleğinde hem de gönüllü olarak çok sayıda proje, yayın ve kampanya çalışmalarına katıldı. 1999-2017 yılları arasında Türkiye Tabiatını Koruma Derneğinde gönüllü olarak aktif görevlerde bulundu, 2009-2017 tarihleri arasında Genel Başkan Yardımcılığı, aynı zamanda 2010-2018 yılları arasında Tabiat ve İnsan dergisi sorumlu yazı işleri müdürlüğü yaptı. Halen Çevre ve Şehircilik Bakanlığında Su ve Toprak Kirliliği İzleme Şube Müdürü görevine devam etmektedir.