Orman yangınları neden çıkar? Doğal orman yangını kavramı ne demektir? Orman yangınlarında insanın rolü nedir? Ağaç türünün (kızılçam) bir kabahati var mıdır? Çözüm nedir?

/ 3 Ağustos 2021 / / 1 Yorum
Orman yangınları neden çıkar? Doğal orman yangını kavramı ne demektir? Orman yangınlarında insanın rolü nedir? Ağaç türünün (kızılçam) bir kabahati var mıdır? Çözüm nedir?
Yazan: Doç. Dr. Yelda Güzel
Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi 
Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü 

FAO (Dünya Gıda ve Tarım Örgütü) verilerine göre, ülkemizin de içinde bulunduğu Akdeniz havzasında orman yangını görülme sıklığı 1970’e kıyasla 2000’lerin başında iki kat artmıştır. Bu yangınların bir kısmı, şimşek çakması, yaz sonlarındaki aşırı sıcak ve kuru ortam gibi sebeplerle gerçekleşen doğal yangınlar olsa da söz konusu yangınların önemli bir kısmı, küresel ısınmanın da katkısıyla insan kaynaklıdır*

İnsan kaynaklı yangınlar denilince akla ilk gelen kasıtlı kundaklamadır.

Art niyetli, kasıtlı kundaklamalardan başka, çoğunlukla göz ardı edilen bir diğer insan kaynaklı yangın gerekçesi ihmaldir. Doğa sevgisi ve özlemi son yıllarda insanların doğaya daha sık gitmesi ile sonuçlanmıştır. Bu olumlu gelişme ne yazık ki çoğu durumda bilinçsizlik nedeniyle özlem duyulan, sevilen doğanın zarar görmesine sebep olmaktadır. Örneğin, yürüyüşlerden, pikniklerden sonra ormanda bütün halde ya da imha edildiği düşüncesiyle kırılarak bırakılan cam şişeler yazın şiddetli ve kavurucu güneş ışığında, mercek etkisi yaparak kuru otları kolayca tutuşturabilmektedir. Sigara izmaritleri ve piknik ateşleri de diğer etkenlerdir.

Yerleşim yerlerinin artık orman içlerine kadar ilerlemiş olması, dolayısıyla ormanlardan geçen elektrik telleri, enerji nakil hatları bir diğer etken olarak düşünülmelidir.

Bu olasılıklar içerisinde, hiçbir kabahati bulunmayan tek unsur ağaçlardır. Sosyal medyada, kızılçam başta olmak üzere ibreli ağaçların reçineleri nedeniyle çabuk tutuştukları, bunların memleketimize sonradan getirilen ağaçlar oldukları, yandıklarında yerlerine meyve ağaçları dikilmesi gerektiği hatta yanmaları beklenmeden sökülüp başka ağaçlarla değiştirilmeleri gerektiği şeklinde safsatalar ve akla, bilime aykırı öneriler paylaşılmaktadır. Halkımız bunlara kesinlikle itibar etmemelidir. Kızılçam, Akdeniz havzasında yaklaşık 23 milyon yıldır mevcut olan, tamamen doğal bir ağaçtır. Yurdumuza sonradan getirilmemiştir. Akdeniz’de alçak rakımlarda tek başına ya da meşeler ile karışık ormanlar yapar ve yüksek kesimlerde yerini sedirlere, ardıçlara bırakır. Bu ağaç türlerinden oluşan Akdeniz ormanları insanların tercihiyle ve dikimiyle oluşan ormanlar değildir (yangın sonrası yenileme çalışmalarını saymazsak). Akdeniz iklimine ve toprağına uyum sağlayabilmiş, bu koşullarda orman oluşturabilmiş (ve bundan sonra da oluşturabilecek) ağaç türleri bunlardır. Bu doğal Akdeniz ormanları sadece ağaçlara değil, çok sayıda ve çeşitte hayvana ve çoğu endemik çok sayıda çiçeğe de ev sahipliği yapar. Bunlar yerine başka ağaç türleri örneğin düzenli bakım ve sulama gerektiren meyve ağaçları dikersek, yazları uzun ve kurak olan Akdeniz ikliminde yaşayamazlar, yaşayabilseler bile orman oluşturamazlar. Koruluklar oluşturabilseler bile Akdeniz ormanlarının hayvanıyla çiçeğiyle doğal bir ahenk içinde olan dengesine sahip olamazlar. Böylece iyi niyetle yola çıkmış olsak da kendi ellerimizle orman varlığımızı yok etmiş oluruz.

Çözüm nedir?
Kasıtlı yangınlara sebep olanlara verilecek caydırıcı cezalar akla gelmesi gereken ilk çözümlerden olmalıdır. Ancak, bütün suçun kötü niyetli insanlarda olduğuna inanıp hiçbir sorumluluk hissetmemek, ormanlık alanlara gidilince ihmalkar davranmak da ciddi bir sorundur. Unutulmamalıdır ki, sadece piknik ateşleri ya da sigara izmaritleri değil, cam, hatta metal parçaları bile kuru, sıcak ve çok güneşli günlerde yangınlara sebep olabilir….

Yangınlardan sonra bilinçsiz, rastgele ağaçlandırma yapmak da en az yangının kendisi kadar doğaya zararlı bir davranıştır. Çünkü, rastgele seçilecek, ortamın ekolojisine uygun olmayan ağaç türleri kısa süre sonra kuruyacak ya da ortama tutunamayacak, doğal, dengeli ormanlar oluşturamayacaktır. Aslında Akdeniz ormanları yangına dirençli ormanlar olup yangından kısa bir süre sonra (5-10 yıl içinde), yanmış kabukların altındaki tomurcukların filizlenmesi ya da tohumların çimlenmesi ile kendilerini yenilerler. Akdeniz orman açıklıklarındaki otsu bitkiler ise yüksek ısıya dayanıklı tohumları ya da derindeki yumruları aracılığıyla yeniden filizlenebilirler. İdeal olan arazi talanına fırsat vermeyip ekolojik onarıma imkan sağlamaktır. Ağaçlandırma, yenileme tercih edilecekse orman yenileme-ağaçlandırma çalışmalarının bilimsel bir şekilde yapılması gereklidir. Bu konuda en iyi rehber doğadır. Ormanların yanmadan önceki kompozisyonu bize yenilemenin nasıl yapılması gerektiği konusunda en iyi rehberdir. Akdeniz ve Ege’de kızılçam, Karadeniz ve Marmara’da kayın, gürgen, meşe, kızılağaç, kestane gibi geniş yapraklıların yanı sıra göknar ve sarıçam gibi iğne yapraklılar, doğal ormanlar yapar. İç Anadolu ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da iklim gereği ormanlar daha seyrektir yüksek kesimlerde meşe ve karaçam ormanlarına rastlansa da hakim bitki örtüsü bozkırdır. Fakat halkımızdaki orman bulunmayan bu bozkır alanlarının çorak olduğu algısı çok yanlıştır. Bilinmelidir ki bu doğal bozkırlar pek çok otsu bitkiye ve pek çok hayvan türüne ev sahipliği yapar.

Unutulmamalıdır ki, çamı çıra gibi yanar diye suçlamak ya da bozkırı altında mangal yakacak ağaç yok diye beğenmemek gibi yaklaşımların deveye hörgücü var, kaktüse dikeni var diye kızmaktan bir farkı yoktur. Sahip oldukları özellikler onları doğal olarak yetiştikleri habitatlarda eşsiz kılar. Çölde devenin yerini tutabilecek bir hayvan, kaktüsün yerini alabilecek bitki yoktur. Akdeniz’de kızılçam gibi orman oluşturabilecek ağaç yoktur (elbette başka Akdeniz ağaçları da vardır, murt, zeytin/delice, meşe, menengiç, sandal, tespih, defne, sakız gibi ama bunlar eşlikçi ağaç/ağaççıklardır, hektarlarca büyüklükte ormanları tek başlarına oluşturabilmek gibi bir özellikleri yoktur). Evet kızılçam çıra gibi yanar çünkü Akdeniz’de bir kaç yılda bir karşılaşabilmesi muhtemel olan doğal yangınlarla başa çıkabilecek, hemen sonrasında tekrar yeşerebilecek, açıklıklarında barındırdığı bitki ve hayvanları da diriltebilecek özelliktedir. Onu normal sıklığın kat kat misliyle yakan insanoğludur. Ağacı suçlamaktansa insanlık olarak bu gidişi nasıl tersine çevirebileceğimizi düşünmenin vaktidir.

Kaynak: Alexandrian, D., Esnault, F., & Calabri, G. (1999). Forest fires in the Mediterranean area. Unasylva (FAO).

Orman yangınları neden çıkar? Doğal orman yangını kavramı ne demektir? Orman yangınlarında insanın rolü nedir? Ağaç türünün (kızılçam) bir kabahati var mıdır? Çözüm nedir? (1 Yorum)

  1. Bu yorumu önemli oranda katılıyorum. Kızılçam yerine meyve ağaçları dikilmesinin önerilmesi, Zeytinlerin sökülerek yerlerine Kızılçamın marshall yardımlarıyla Türkiyeyi mahvetmek için kasıtlı diktirilmesi vs saçma sapan bilime aykırı şeyler. Ancak kızılçam için yangın ormanı tabiri pek de yalnış değil. Evet kızılçam Asıl Akdeniz kuşağı veya ekosisteminin primer veya klimaks orman ağacı. Makilerle birlikte Yangına uyum sağlamış. Yaşlı kızılçam ormanlarında, yangınla kızılçam tohumlarının çimlenmesini önleyen ölü veya diri örtü ortadan kalkıyor. Bol fosforlu küller içinde sıcaklıkla çimlenme kabiliyeti artmış kızılçam tohumları kolayca çimleniyor. Böylece ilkbaharda hatta sonbaharda ilk yağmurlarla kızılçam tohumlarının hızla çimlendiklerini görebiliyoruz. Bunların hepsi çok doğru. Ama bunlar ülkemizdeki orman yangınlarının kabaca % 10’u veya daha altında olabilecek doğal yangınlar için geçerli. Sahillerde aşırı nüfus ve önlenemeyen yüksek frekanslı yangın gerçeğini göz ardı edemeyiz. Yani temennilerle veya önerilerle bu yangınların önlenemeyeceğini kabul etmek zorundayız. Çünkü bu durum bir vakıa. Küresel ısınma ve nüfus artışı da devam edeceğine göre değiştirilemez bir durum olduğunu görmemiz ve buna göre düşünmemiz gerekir. Elbette kızılçam Asıl Akdeniz ekosistemi veya alt kuşağının en hızlı büyüyen ve kuraklığa son derece dayanıklı orman ağacı. Benzer özellikleri nedeniyle Kızılçamları daha da göklere çıkarabilirim. Ama ortadaki gerçekleri de artık göz ardı etmemek lazım. Yangın şeritlerinin kenarlarına servi dikilmesi falan çok yerinde önlemler. Ama bunlar yetersiz kalıyor. Defne, keçiboynuzu, badem, menengiç, ahlat, meşe türlerine vs dikimine de yer verildiğini görüyor ve duyuyoruz. Ama anlaşılan daha fazlası gerekiyor. Yangınların en çok başladığı yerler olan tarım alanlarının, yerleşim yerlerinin ve yolların kenarlarına, hiç olmazsa 100-200 m şeritler halinde benzeri türlere daha fazla yer verilmesi gerekiyor. Mümkün olan yerlere çınar da düşünülebilir. İnsanlar hiç olmazsa bunların altında piknik yapsın ama kızılçam ormanlarının altına girmesin. Belki sınırlı alanlarda da olsa, uygun anakaya, bakı ve yükselti şartlarının olduğu yerlerde kestane, ceviz gibi türlere yer verilmesi iyi olabilir. Akdeniz ekosisteminin uygun yüksek kesimlerinde kestane gibi relikt türler zaten var. Özetle yangına daha dayanıklı olan yapraklı türlere daha fazla yer vermenin yollarını bulmak gerek. Kızılçamın ekonomik-endüstriyel önemi elbette diğer türlerden daha fazla. Yapraklı türlerin tesis edildiği alanlar ormancılar için sorumluluğu olan (korunması gereken) ama üretim pek yapılamayan alan olarak görülebilir. Ama bu türler yöre insanları için gelir kapısı, biyolojik çeşitliliğe katkı, yaban hayatına destek vb anlamlar da taşıyor. Yanan yöre ekosistemine uyumlu bir sürü yapraklı türler var bu anlamda. En başta da yangınların azalmasında oynayabilecekleri roller dikkate alınmalı bence. Yani şu orman yangınları sorununu sağa sola çarpıtmadan, bütün gerçekleri ile geniş toplumsal kesimlerde, farklı alanlarda bilim insanlarının merkezinde tartışılmasının ve bir sonuca varılmasının zamanı geldi de geçiyor.