HER CANLININ YAŞAMA HAKKI VARDIR

/ 3 Mart 2022 / / yorumsuz
HER CANLININ YAŞAMA HAKKI VARDIR

Hayvan hakları konusunda uluslararası düzeydeki en önemli metin, Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’dir. Beyanname 15 Ekim 1978 tarihinde Paris’teki Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) Merkezi’nde törenle ilan edilmiştir. Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi, yaşayan bütün canlıların doğal haklara sahip olduğunun ve insanoğlu tarafından hayvanlara saygı gösterilmesinin, bir insanın bir diğerine gösterdiği saygıdan ayrı tutulamayacağının altını çizmektedir.

Vahşi hayvanların da yaşama hakkına ve kendi doğal çevrelerinde özgürce üreme hakkına sahip olduğu gibi hayvan haklarına ilişkin temel ilkeleri ortaya koymaktadır.
Birleşmiş Milletlerin 20 Aralık 2013 tarihinde düzenlenen 68’inci Genel Kurulunda yeryüzünü paylaştığımız yabani hayvan ve bitki türlerinin korunması konusunda farkındalığı artırmak amacıyla 3 Mart’ın Dünya Yaban Hayatı Günü ilan edilmesine karar verildi.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu 3 Mart’ı Dünya Yaban Hayatı Günü ilan etti.
Aynı ekolojiyi paylaştığımız dağda, ormanda, suda yaşayan canlıların günü..!

Dünyamızda var olan canlı türlerinin yok oluşuna dikkat çekmek , korumak ve farkındalık yaratmak için 2014 yılında ilk defa kutlandı..
Yaban hayatının varlığını sürdürmeye çalıştığı yer dağlar ormanlar. Buralar onların dünyası. Yaşam alanı. Domuzun, sincabın karıncanın, kurdun, kuşun evi.
Biz ise onların evlerini başına yıkıyoruz. Bilinçsizce, acımasızca yapılan avcılık, vahşi madencilik ve plansız enerji sektörü yatırımları doğayı ile katlediyoruz. Istrancaların ortasında ormanın içinde kurulan RES (Rüzgar Enerji Santralleri) ve orman derinliklerinde gördüğümüz “dikkat kamyon çıkar” “dikkat iş makinesi çıkar” gördüğümüz tabelalara rastlıyoruz. Yaban hayatı sahipsiz. Sermayesi yok. Söz hakkı yok. Basını yok.. TV si yok. İnsanoğlunun doymak bilmeyen aç gözlülüğü, vicdansızlığı onları güçsüz bırakıyor. Yaşam alanlarını savunacak güçleri yok.
Günlük çıkarlar uğruna yok ettiğimiz yaban hayatının mensuplarını sirklerde, akvaryumlarda ve hayvanat bahçelerinde görebiliyoruz.. Ne yazık ki, Onlar eziyet çekerken, keyifle izlemeye devam ediyoruz. Bir anlık empati yapalım. Biz kafeste onlar tribünde. Oldukça iç acıtıcı değil mi.. ?

Bulgaristan sınırına AB mülteci göçünü önlemek için 4-5 metrelik jiletli-dikenli teller çekti. AB kendi sınırlarının güvenliği için diyor. Ancak, yaban hayvanları binlerce yıldır üremek, kış uykusuna yatmak, beslenmek, su içmek ve yaşamak için kullandıklarının güzergah bir anda kapatıldı. Karşıya gidemeyenlerin feleği şaştı. Sözde insan ve hayvan haklarını savunan Avrupa, Istrancalar’da ki doğal yaşamı yok saydı. Mülteciler bir şekilde geçmek için yol buluyor. Ya yaban hayvanları..? Doğal yaşamın ortasına AB tarafından finanse edilerek yapılan öldürücü bariyer karadaki yaban hayatını yok ediyor. Öldürüyor.

AB bunu yaparken biz ne yaptık..? Istrancalar tüm Palaearktik bölgenin ana kuş darboğazlarının üzerindedir.. Bu nedenle, bölgede rüzgâr santralleri inşa edilmesinin tüm biyocoğrafya bölgesindeki avifaunayı çok ciddi olarak etkileyerek olumsuz sonuçlar doğuracağı bilimsel raporlar ile sabit iken, Onlarca kurulan, yüzlerce planlanan RES var.
Gidişat böyle devam ederse, kuşlara uçacak gökyüzü, konacak dal kalmayacak. Karada yaşayanların yaşam alanları da her geçen gün daralıyor..
Ne havada, ne karada yaşama şansı bırakmadığımız yaban hayatı gününü kutlamaktansa, Bir an önce onları korumak ve yaşatmak için gerekeni yapmak, insan olmanın gereğidir.

Bilim insanlarınca yapılan değerlendirme de;
Son yıllardaki düzensiz göçmen sorunu ülke ya da ülkelerin sorunu değil bütün insanlığın sorunudur. Bu sorunu insane olmayan yöntemlerle (örneğin ülkeler birbirlerinin sınırına yüksek duvarlar, jiletli dikenli teller)çözmeye çalıştıklarında bunun diğer hayvan popülasyonlarına yansıması acımasız ve geri dönüşümsüz olabilmektedir.

Bir hayvanın veya hayvan grubunun yiyecek veya eş aramak için düzenli olarak üzerinde seyahat ettiği ve komşu hayvanlar veya aynı türden gruplarla örtüşebilecek bir yaşam alanı (home range) vardır. Hayvanlar bu alanı binlerce yüzbinlerce yıldır kullanmaktadır ve bu alandaki davranışlarını hareketlerini çoğunlukla içgüdüsel (instinct) olarak gerçekleştirirler, yani gen kontrollüdür. Bu alanlardaki insane faaliyetleri (yollar, otobanlar, yerleşim yerleri, sanayi aktiviteleri, ülke sınırlarını çizme-koruma amaçlı dikenli – jiletli teller, yüksek duvarlar v.b.) maalesef hayvanların yapmak zorunda oldukları bu hareketleri engeller. Sonuçta otobanlarda ezilmeler, yerleşim alanlarında, sınır boylarında yaralanmalar-ölmeler gerçekleşmektedir. Hayvanların hiçbir suçu yokken insanların bu faaliyetleri maalesef habitatlarını parçalayarak onların beslenme ve üreme faaliyetlerine zarar vermekte, o hayvan türünün popülasyonlarının izole olmasına dolayısıyla iç döllenmenin (inbreeding) artmasına ve sonuç olarak genetic çeşitlilikte azalmaya yol açarak popülasyonlarının azalıp yok olmalarına neden olmaktadır. Son yıllarda bunu engellemek için çeşitli yöntemler uygulanmaya başlanmış ve ekolojik koridor-yeşilkoridor – yaban yaşamı koridoru gibi insani faaliyetleri veya yapıları ile ayrılmış yaban hayatı popülasyonlarını birbirine bağlayan habitat alanları oluşturulmaya çalışılmakta, böylece o alanlardaki hayvan popülasyonlarının korunması amaçlanmaktadır. Türkiye-Bulgaristan sınır hattı boyunca hayvanların izledikleri rotalar ortaya çıkarılırken aktif geçiş rotalarında bu şekilde yaban yaşamı koridoru-yeşil koridor ya da ekolojik koridorlar yapılması biyoçeşitliliğimizi korumak açısından önemli bir adım olacaktır.

SUMMARY

The problem of irregular immigrants in recent years is not the problem of the country or countries, but the problem of all humanity. When we try to solve this problem with non-human methods (i.e., high walls on each other’s borders, razor barbed wire), its reflection on other animal populations can be brutal and irreversible.
An animal or group of animals has a home range over which it regularly travels in search of food or mates, and which may overlap with neighbouring animals or groups of the same species. Animals have been using this area for thousands of years, and their behaviour in this area is mostly instinctive, that is, it is gene-controlled.Unfortunately, human activities in these areas (roads, highways, residential areas, industrial activities, barbed-razor wires, high walls, etc.) for the purpose of drawing and protecting the borders of the country, unfortunately prevent these movements that animals have to do. As a result, crushes on highways, injuries and deaths occur in residential areas and along the cross-border areas.While there is no fault of the animals, these activities of humans unfortunately destroy their habitats and damage their feeding and reproductive activities, cause the populations of that animal species to be isolated, thus increasing inbreeding, and as a result, a decrease in genetic diversity, causing their populations to decrease and disappear.In recent years, various methods have been applied to prevent this, and habitat areas such as ecological corridor-green corridor-wildlife corridor that connect wildlife populations separated by human activities or structures are tried to be created, thus protecting the animal populations in those areas.It will be an important step to protect our biodiversity by revealing the routes followed by the animals along the Turkey-Bulgaria border line and constructing wildlife corridors – green corridors or ecological corridors in this way in the most active transit routes.

Derneğimizin üyesidir. Kırklareli Doğa ve Kültür Derneği (DOKU) Derneği Yönetim Kurulu Başkanı ve Trakya Platformu Kırklareli Dönem Sözcüsü olarak görev yapmaktadır.

Yorum yaz